Betebet

ABD- İran Hibrit Savaşları

12 Ocak 2020, 14:58

 

Hibrit Savaş (Hybrid War), Batı için hayati öneme haiz enerji kaynakları üzerinde bulunan jeo-stratejik transit devletlerde rejime ince ayar yapma, rejim değişikliği ve/veya rejimin yeni baştan kurulması yöntemleri üzerinden çok-kutuplu ulus-üstü bağlayıcı altyapı projelerini bozmak, kontrol etmek veya etkilemek amacıyla kimlik çatışmalarının imal edilmesi veya kışkırtılması olarak tanımlanabilir. Bu tanım aynı zamanda hibrit savaş yasasıdır. Bunu organize edenler, siyasi imtiyazlar elde etmek (rejime ince ayar yapma), liderliği değiştirme (rejim değişikliği) ve/veya anayasal reformasyon (genellikle üniter devletten içeriden parçalanmış “federal” bir devlete doğru rejimin yeni baştan kurulması) için dinsel, etnik, tarihsel, sosyo-ekonomik farklardan ve idari ve fiziksel coğrafya farklarından yararlanır.

Bilgi savaşları, sosyal ve yapısal ön koşullama ve fiziksel provokasyonlar hibrit savaş stratejisinin elle tutulur ve tekrarlanan uygulamalarıdır. Bunların taktik olarak tırmandırılması, öngörülen siyasi hedeflere ulaşılamaması halinde başarısız bir renkli devrimden konvansiyonel olmayan bir savaşa kadar uzanan bir süreci izler.

Günümüzde pratikte, Suriye’ye karşı yöneltilen savaş Hibrit Savaş’ın mükemmel bir örneğidir. Burada ABD ve bölgesel müttefiklerinin, Başkan Esad’ı Katar’ın doğalgaz boru hattını geri çevirdiği için cezalandırmak ve bunun yerine İran, Irak ve Suriye arasında Dostluk Boru Hattı’nı inşa etmesini engellemek için şiddete dayalı rejim değişikliğini kışkırttıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Yaygın olarak Ukrayna –EuroMaidan’ı olarak bilinen şehir terörizminin keşmekeşi, Hibrit Savaş’ın bir diğer örneğidir. ABD Ukrayna’da, Rusya’nın Ukrayna’yla Avrasya Birliği entegrasyon projesini yıkmanın bir aracı olarak, ülkenin batı yarısındaki hiper milliyetçi Ukraynalılarla doğu kısmındaki çok-kültürlü ve Rusya’yla bağlantılı Ukraynalılar arasında bir kimlik çatışmasını körüklemiştir.

Hibrit Savaş’ın daha az tartışılan örnekleri arasında, 2015-2016 yılları arasında Makedonya Cumhuriyeti’nde, Rusya ve Çin’in bu ülke üzerinden planladığı devasa projelerin zayıflatılması için arka arkaya vuku bulan istikrarsızlaştırmalar denemeleri, Çin’in Afrika’daki başlıca ekonomik partnerlerinden birinin Addis Ababa-Cibuti demiryolunun (Afrika Boynuzu İpek Yolu) çekiciliğini azaltmak maksadıyla Etiyopya’da patlak veren iç karışıklıklar sayılabilir. Aslında Doğu Yarımküre’deki pek çok ülke Hibrit Savaş’a açıktır, zira kimlik çatışmasının kışkırtıldığı önceki örneklerde uygulanan ve numune teşkil eden ve uyarlanabilir tipteki yaklaşım buradaki ülkelerin çoğunu ilgilendirmektedir.  ABD’nin bölgelerindeki tek kutuplu hegemonyasını tehdit eden ulus-üstü bağlayıcı bir altyapı projelerine destek vermeleri halinde bu ülkeler de benzer akıbetlerle karşı karşıya kalacaktır.

Hibrit Savaş Neden Tercih Edilmektedir?

 Hibrit Savaşlar dolaylıdır ve bu yüzden geleneksel çatışmalara kıyasla, patron devletin daha az kaynak harcamasını gerektirir; eş zamanlı olarak da, hedefin askeri ve güvenlikle ilgili savunma yapılarında kafa karışıklığı yaratan öngörülemez asimetrisi nedeniyle hedeflenen siyasi amaçlara ulaşılma şansı daha yüksektir. ABD’nin elinde bu işlere yarayan bir alet çantası vardır. Önceden rafine edilmiş bu çantanın içindeki enstrümanları (bilgi savaşı kapasiteleri, sahadaki ajanları/STK’lar, petro-dolar ve yaptırımlar yoluyla ekonomik yıkıcılık, vs.) menfaatlerine uygun dilediği yerde kullanmak suretiyle dünyanın her yerinde kendi tek kutuplu hegemonyasını sonsuza dek koruma eğilimindedir. Bu anlamda küresel çıkarları sebebiyle ABD’nin Hibrit Savaşlar üzerinde bir tekele sahip olduğunu söylemek mümkündür.

ABD, çatışmalarda benzer zihniyetli bölgesel müttefiklerden “taşeron desteği almanın” neden önemli olduğuna dair unutulmaz dersler edindiği 2003 Irak Savaşı ve arkasından gelen işgal esnasında sınadığı pahalı fiyasko sonrasında, Hibrit Savaş’a daha bağımı hale gelmeye başlamıştır. Bir başka deyişle ABD, büyük ölçekli konvansiyonel savaştan uzaklaşarak vekâlet savaşlarına yönelmeye, kendisi sahne gerisinden her şeyi (lojistik, eğitim, silahlar, strateji, vs.) gizlice organize ederken, ağır yükün de “perde arkasından yönetilen” bölgesel partnerler tarafından taşınmasına karar vermiştir. Esas farklılaşma yeni gelişen savaşın kurban devletin kendi sınırları içinde vuku bulması, “isyancılar” veya  “özgürlük savaşçıları” rejime karşı ayaklandığı için bu devletin “çökmekte”  olduğu şeklindeki manipüle edilmiş algı yaratılması üzerinde olmuştur.

Hibrit Savaşlar maliyet-etkindir. Sıradan çatışmalara kıyasla taraflar için süratle astronomik ekonomik ödüller kazanma potansiyeli vardır. Hibrit Savaşların esasını hedef alınan askeri servis ve güvenlik servislerinin genellikle hazırlıksız yakalandığı ve normalde kaçınmak isteyeceği asimetrik iç savaşlar oluşturmaktadır. Bunlardan normalde kaçınılmak istenir, zira pek çok hükümet başlangıçta kendi yurttaşlarına karşı ölümcül güç kullanma emri vermek durumunda kalma ihtimaliyle karşı karşıya kalmayı asla tercih etmez.  Bununla birlikte böyle bir olasılık bireylerin devlet karşıtı ve terörist faaliyetlere girişmesi halinde son kertede kaçınılmaz hale gelebilir. Ancak dış güçler kamu düzenini yeniden tesis amaçlı bu operasyonları, bilgi-anlatı manipülasyonu ve isyancılara verilen örtülü destekle dışarıdan beslenen ve kendi kendini idame ettiren bir şiddet döngüsünü tetikleyecek şekilde dönüştürmeye çalışacaklardır.

ABD’nin Hibrit Savaşlarının  “çekirdek” hedeflerini hangi ülkeler meydana getiriyor? Bu yeni tipteki savaşın nihai hedefi nedir? Rejim değişikliği mi?

ABD için Hibrit Savaş Yasasının odak noktası diyebileceğimiz temel amacı, Çin’in finanse ettiği ve dünya çapında inşa edilmekte olan Yeni İpek Yolları’nın (İpek Yolu Kuşağı) engellenmesi ve Avrasya entegrasyonunun önlenmesi için bölgedeki kimlik çatışmalarının körüklenmesi ve bu şekilde ülke içinde yaratılacak kaos ile anlaşmaya yanaşmayan hükümetlerin veya liderlerin devrilmesidir. Buna karşılık diğer çok kutuplu bölgesel büyük güçler de (Rusya, İran, Türkiye vb.) komşularını emniyete almaya, istikrarlı hale getirmeye çalışmaktadır, bu ise kendilerini ve partnerlerini ABD’nin Hibrit Savaşlarının hedefi haline getirmektedir. Bunun en önde gelen üç örneği, 2011’de Suriye’ye karşı başlatılan ve dolaylı olarak İran’ın Dostluk Boru Hattı’na karşı da yürütülen terör savaşı, 2013’te, Rusya’nın Ukrayna’yla olan Avrasya Birliği entegrasyonu çabalarını sabote etmeye çalışan “EuroMaidan” şehir terörizminin patlak vermesi,  ABD’nin  İran’lı genç kuşağı provoke ederek yeni bir Yeşil Devrimi gerçekleştirmek için gösterdiği gayretler ve bunun sonucunda İran’da rejim aleyhine meydana gelen gösteriler sayılabilir. Aslında İran’a yönelik bu stratejinin öncelikli amacı, yukarıda da belirttiğimiz gibi Çin’in Yeni İpek Yolları projelerinin zayıflatılması, Bu projeler üzerinde bulunan transit devletlerin ayartılması ve bölgedeki öteki büyük güçlerin bağlayıcı projelerinin gerçekleşmesinin önlenmesidir.

İran İslam Cumhuriyeti yukarıda bahsedilen nedenlerin her ikisinden ötürü Hibrit Savaş’a iki misli maruz kalmaktadır. ABD, İran’ın Suriye’deki ve Ortadoğu’daki bölgesel çıkarlarına karşı Hibrit Savaş’ı uygulamaya sokmuştur.  İran kendi sınırları içinde de, Çin’in Pan-Avrasya bağlantısı kurmayı sağlayan kıtalar üstü tutkularını bozma amaçlı, gerçek bir Hibrit Savaş’la karşı karşıyadır. Bilindiği gibi İran, Batı Asya’yı (Ortadoğu) Orta, Güney ve hatta Doğu Asya’ya bağlayan jeo-stratejik bir geçit noktasıdır. Bu yüzden de elbette gelecekteki Avrasya entegrasyonu projelerinde büyük bir rol oynayacaktır. Çin ve İran, Kazakistan ve Türkmenistan’dan geçen dolambaçlı bir demiryolu ağıyla şimdiden birbirine bağlanmış durumdadır. Yine bu yolun Orta Asya’nın yoğun nüfuslu kalbinden geçecek olası bir yüksek hızlı demiryolu hattı inşasıyla geliştirilmesi hakkında planlar da mevcuttur.    Tartışılan Çin-İran yüksek hızlı demiryolu projesi, dış müdahale olmadan kendi haline bırakılırsa, son kertede Türkiye’den geçip Balkanlara, oradan da AB’ye uzanabilir ve bu şekilde İran’ı, Çin’in trans-Avrasya altyapı projelerine mutlaka dahil edilmesi gereken yegane üç transit devletten biri haline getirebilir. Rusya, Kuzey Avrasya’nın tepesinde durmaktadır ve bu yüzden kıtanın bu kısmında, çapraz kesişen AB-Çin ağları için jeo-stratejik geçit konumundadır; İran ve Türkiye ise bunun Güney Avrasya muadilleridir.

ABD, Ortadoğu’da inşa edilmesi öngörülen bu çok-kutuplu ulus-üstü bağlayıcı altyapı projelerinin gerçekleşmesini proaktif bir şekilde engellemek için İran İslam Cumhuriyeti’ni ya asimile etmek ya da yıkmak istemektedir. Bunlardan ilki Obama Yönetimi’nin nükleer anlaşma sonrasında hayalini kurduğu şeydi. Ancak her iki devletin Suriye’deki menfaatlerinin çatışması ve İran’ın ABD isteklerine boyun eğmemesi üzerine iki ülkenin anlaşmadan çekilmesi üzerine suya düşmüştür. İkinci alternatif devrededir. İran’a karşı yürütülen Hibrit Savaş yedek planıdır. Washington’un stratejik sızma komplosu Tahran’ı cezbedemediğinden, İran ABD’nin intikam alıcı Hibrit Savaş entrikalarının hedefi durumuna gelmiştir.

Bunun sinyalleri İran’ın etrafının şimdiden Kürtler, Araplar, Beluçlar, vs. gibi ayrılıkçı ya da federalist (iç bölünme) hedefler doğrultusunda yürütülen faaliyetlerde dikkat çekici bir artıştır. Bununla birlikte İran içinde DAEŞ saldırısı tehdidi giderek daha belirgin bir hale gelmektedir. ABD, İran’a karşı genişlettiği yaptırımlar, yıkıcı ekonomi faaliyetler ve bilgi savaşı yoluyla yaptığı sosyal koşullama operasyonlarıyla 30 yaş altındakiler (İran nüfusunun çoğunluğu) arasında umutları yeşertmiştir.  ABD, yaklaşan bir renkli devrimi provoke etmek için İran gençlerini etkilemeye ve yanlış yönlendirmeye çabalamaktadır. Bu devrim, ülkenin içinde asimetrik savaşla güçlendirilecek ve ABD’nin Körfez müttefiklerinden dolaylı perde arkasından destek alacaktır.

Bu sözü edilen Hibrit Savaş araçlarının etkileşiminin İran’da rejime ince ayar yapılması, rejim değişikliği ve son kertede rejimin yeni baştan inşa edilmesi amaçlarını kapsamaktadır. Birincisinde ABD’nin, İran’ı zayıf bir konuma düşürdükten sonra ondan elde etmek istediği siyasi tavizleri, ikincisinde ise İran’ın çok-kutupluluk yanlısı hükümetinin yerine tek-kutupluluk yanlısı piyonların yerleştirilmesini ifade etmektedir. Üçüncü ve son amaç olan rejimin yeni baştan inşa edilmesidir.  Neticede İran’ı  “Seküler Pers Federasyonu’na” ve neredeyse bağımsız kimlik merkezli devletçiklerin (“Kürdistan”, “Güney Azerbaycan”, “Belucistan ”, “Arap Pers Bölgesi”, “Dağlık/Orta Pers Bölgesi”, vs.) dama tahtasına dönüştürerek İslam Cumhuriyeti’ni varoluşsal olarak aşındırmaktır.

Hibrit Savaşa Karşı Tedbirler Alınması Gereken Tedbirler

 Devletlerin Hibrit Savaş’a karşı yapacakları hamle ve direnişlerin birbirini tamamlayan üç kategorisi vardır. Bunlar  İç Tedbirler, Dış  operasyonlar ve Dış tedbirler olarak sıralanabilir. Alınacak iç tedbirler kapsamında; vatansever bir eğitimin yaygınlaştırılması, Hibrit Savaş yürütücülerin ve onların ülke içindeki destekçilerinin (ki bu hain niyetlerle yapılabileceği gibi bilgi savaşlarıyla beyinlerinin yıkanması nedeniyle de yapılabilir) yozlaştırıcı devlet karşıtı ideolojileriyle mücadele etmektir. Bununla bağlantılı olarak devlet, yurtsever STK’lar ve devlet yanlısı kitle gösterileri gibi “tersine renkli devrim” anlayışı benimsemeli ve yurt çapında uygulanmalıdır. Zira bunlar beklenmedik Hibrit Savaş provokasyonlarıyla mücadelede kullanılması gereken önemli enstrümanlardır. Örneğin 2002 yılında Venezüelalı yurtseverlerin dönemin devlet başkanı Chavez’e karşı gerçekleştirilen kısa süreli Amerikancı darbe esnasında sokaklara çıkma deneyimi, bütün öteki kurban devletlerin dışarıdan kışkırtılan kriz dönemlerinde örnek alınması gereken iyi bir örnektir. Daha yakın zamanlarda Makedonya halkının ABD’nin kendi hükümetlerine yönelttiği iki başarısız renkli devrim esnasında gerçekleştirdiği kitle buluşmaları ve Türk halkının başarısız Amerikancı FETÖ darbe girişimi sürecinde Cumhurbaşkanı Erdoğan lehine düzenlediği sokak gösterileri,   ABD’nin İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Heyeti Başkan Yardımcısı Mehdi el Mühendis’i ile birlikte 10 üst düzey İran’lı askerin Bağdat’ta öldürmesi sonrasında İran’daki cenaze törenine yoğun katılım, Hibrit Savaşlarla mücadele eden devletler tarafından alınabilecek derslerle doludur.

Hibrit Savaşla mücadelede en önemli unsur, hükümetlerin ABD tarafından kendi ülkelerine yöneltilen Hibrit Savaş senaryolarını ifşa eden önleyici bilgilendirme kampanyaları icra etmeleridir. Zira bu, halkı eğitebilir ve onları kendilerine karşı hazırlanan komplolardan daha fazla haberdar hale getirebilme potansiyeli taşımaktadır.  Bu şekilde, iyi niyetli sivillerin kendilerine karşı yaklaşan bilgi savaşı saldırısı nedeniyle yanlış yönlendirilmesi ve tuzağa düşürülüp renkli bir devrimin parçası haline getirilmesi giderek daha az olası hale gelmesi mümkündür.

Renkli devrimlerde halk kitlelerini manipüle edip devlet karşıtı grupların provokasyonlarına açık hale getirmek için küçük bir komplocular azınlığının olduğu muhakkaksa da, katılımcıların çoğunun genellikle büyük resimden habersiz olduğu ve ABD’nin “faydalı ahmakları” olarak kullanıldıklarını bilmedikleri her zaman hatırlanmalıdır.  Yukarıda açıklanan tedbirler, her bir medeniyetin / devletin kendi özgün koşullarına göre onları nasıl uygulayacağına göre pratikte farklılık gösterebilir, ancak hepsi ABD’nin asimetrik savaşını en etkili şekilde püskürtmek için genel prensipleri içermektedir.

Çok-kutuplu ülkelerin askeri, iç/ dış istihbarat ve diplomatik bürokrasileri arasında bir “derin devlet” koordinasyonu kurulması Hibrit Savaş’la mücadele alınacak dış operasyonlar arasında sayılabilir. Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ), “Bölgesel Anti-Terörist Yapısı” anlamına gelen “Regional Anti-Terrorist Structure” ibaresinin kısaltması olan “RATS” adı verilen özel bir mekanizması bulunmaktadır.  Bu, örgütün karşı karşıya olduğu ortak terörizm, ayrılıkçılık ve aşırıcılık tehditlerine karşı mücadele eden bir hızlı tepki gücüdür. Sonuç olarak Hibrit Savaş devlet düzeyindeki organizatörler tarafından dolaylı olarak desteklenen devlet dışı aktörler tarafından doğrudan yürütülür.

Hibrit Savaş’a karşı korunmada uygulanması gereken dış tedbirler stratejisi , çok-kutuplu devletler arasındaki çok taraflı kurumsal işbirliğine dayanan yapısal stratejidir. Rusya, İran, Çin, Pakistan, Türkiye ve öteki önde gelen ülkeler arasında daha yakın entegrasyon, ABD’nin entrikalar yoluyla her birine verebileceği zararların asgariye indirilmesi için temel önemdedir. Yerel para birimleriyle ticaret yapılması, Washington’un yapısal koşullamanın parçası olarak mali istikrarsızlaştırma gerçekleştirme becerisini azaltmada faydalı olabilir. Bu haliyle, BRICS Bankası, BRICS döviz rezerv havuzu, Asya Altyapı Yatırım Bankası ve gelişmekte olan öteki kuruluşlar gibi alternatif çok-kutuplu kurumlar, bu yıkıcı yapısal senaryoya karşı proaktif savunmada oldukça stratejik bir rol oynamaktadır. Çok-kutuplu entegrasyon süreçlerinin nihai amacı ise, bütün Avrasya çapında kıtasal ticaret yollarına öncülük etmek olmalıdır.

 

Suriye’deki Hibrit Savaş ile mücadelede Rusya-İran-Türkiye koalisyonu

 Her üç ülkenin de Suriye’deki terör savaşını durdurma (Erdoğan iktidarını merkezileştirip devleti İslamileştirdikçe geçtiğimiz yıl Türkiye kademeli olarak bu cephede ilerledi) ve pratikte Ortadoğu’nun kalbinde “ikinci jeopolitik ‘İsrail’ olan ‘Kürdistan’ın” ortaya çıkışını durdurma anlamına gelen Kürt ayrılıkçılığını/“federalizmini” engelleme konusunda kesişen çıkarlar vardır.  Bu işbirliği, ABD’yi bölgesel iktidar belirleyicisi olmaktan çıkarıp onun gerileyen nüfuzunun yerine kendisininkini geçirme arzusunda birleşen, 21. yüzyıl Ortadoğu’sunun “Büyük Güçler Birliği”ni temsil etmektedir.

Bu üç ülke arasındaki ilişkiler elbette sorunsuz değildir,  ancak bunlar aşılmaz türden değil ve çok taraflı ortaklığa ciddi bir risk oluşturması da beklenmemektedir.  Rusya ve İran’ın Türkiye’yle olan meseleleri; Türkiye’nin halen İncirlik hava üssünde ABD nükleer füzelerine ev sahipliği yapması, Suriye’ye karşı yürütülen terör savaşında başlangıçta Washington’un vekil aktörlüğüne soyunması ancak tehlikeyi görerek sonradan vazgeçmesi ve Başkan Esad’ın gitmesini istemesidir.  Rusya ve İran’ın kendi arasındaki ilişkilerde ise kayda değer derecede daha küçük sorunlar mevcut ve tek önemli mesele iki ülkenin küresel enerji piyasasında ilan edilmemiş (ancak dostane) rakipler olmasıdır. Bununla birlikte tarafların üçü de, oyun değiştirici bu üçlü işbirliğini bölmek amacıyla, kendilerine karşı yoğun bir tek-kutuplu bilgi savaşı kampanyasının yürütüldüğünü bilmektedirler. En son olarak ta Rusya ve Türkiye’nin Suriye’de İran’a karşı komplo bir komplo kurduğu şeklinde yaratılmak istenen algı olmuştur.

Bütün taraflar ABD ve müttefikleri tarafından kendilerine oynanan oyunu anladıkları için uygun bir tabirle oltaya gelmemektedir. Üçlü ittifak halen, Suriye’deki terör savaşının sonunu izleme ve Daeş’in yenilgisi sonrasında bölgeyi istikrarlı hale getirip güçlendirmek yoluyla yeni ve çok-kutuplu bir Ortadoğu’yu yeniden meydana getirme potansiyeli taşımaktadır.

Zihinlerde olan uzun vadeli amaç, Ortadoğu’nun Çin’in küresel Yeni İpek Yolları vizyonunun ürünü olan Tek Kemer Tek Yol’a entegrasyonunu kolaylaştırmaktır.  Bu ise İran ve Türkiye’nin AB’yi Doğu Asya’ya bağlayan Güney Avrasya köprüleri haline gelme yönündeki jeo-stratejik yazgısını hayata geçirecektir. Rusya bu jeopolitik yapının Kuzey Avrasya ayağıdır. Bu sebeple üçlü ittifakın bölgesel bir “Ortadoğu Büyük Güçler Birliği” olmaktan çıkıp kıtalar arası bir pragmatik Trans-Avrasya altyapı köprüleri ortaklığına dönüşecek şekilde genişlemesi olasıdır. Eğer 21. yüzyılın Avrasya entegrasyonu yüzyılı olacağı yönündeki baskın anlatı kabul edilirse, bu üçlü yapı bu sürecin kalbine yerleşmekte ve yüzyılın en önemli jeopolitik gelişmelerinin merkezine dönüşmektedir.  Bu durum doğal olarak bu yapının her bir üyesini ABD’nin yaklaşan Hibrit Savaşlarının başlıca hedefi haline getirmektedir.

 

Hibrit Savaşta rejim değişikliği politikasının araçları nelerdir?

 Hibrit Savaş, çok-kutuplu ulus-üstü bağlayıcı altyapı projelerine katılan jeo-stratejik transit devletlerde rejime ince ayar verme, rejim değişikliği ve/veya rejimin yeni baştan kurulması amacıyla, kademeli bir şekilde başarısız renkli devrimden konvansiyonel olmayan bir savaşa doğru dönüşen, imal edilmiş veya kışkırtılmış kimlik çatışmasıdır. Hibrit savaş her zaman, ABD’nin bilgi savaşları ve finansal-ekonomik savaş yoluyla (kur manipülasyonları ve yaptırımlar dahil) düşmanının savunmasını sinsice zayıflatmaya çalıştığı bir toplumsal ve yapısal ön koşullandırma dönemi ile başlatılır.

Hibrit Savaş açığa çıkarıldıktan sonra silahsız vekil güçler (renkli devrim protestocuları ve STK’lar), daha önce bahsedilen stratejik hedefler doğrultusunda acımasızca savaşan silahlı vekil güçlerle (teröristler, isyancılar, özgürlük savaşçıları, vb.) işbirliği yapar ve son kertede bu tür gruplara dönüşürler. Her bir istikrarsızlaştırıcı aktörün özgün niteliği ve adı hedefin kendine özgü karakteristik özelliklerine bağlıdır.

İran’daki 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde  ABD’nin izlediği strateji,  İran’a karşı yürütülen  Hibrit Savaş’ın klasik bir örneğidir. İran’da yaşanan 2009 Yeşil Devrimi Arap Baharının bir proto denemesiydi. ABD tarafından, bunun başarısı için yeterli kaynak tahsis edilmemiş, bunun yerine İran toplumu içinde ılımlı – muhafazakâr ve genç-erişkin bölünmelerini ivmelendireceği düşünülen bir şok dalgası meydana getirmek istemiştir.  İran Yeşil Devrimi temel olarak, İran Halkının o zamanki Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın yerini alacak olan Batı dostu bir ılımlı bir halefi kabul etmeye hazırlamak üzere tasarlanmış büyük çaplı bir toplumsal ön koşullama operasyonuydu. Buna ilave olarak Yeşil Devrim’in arkasındaki diğer bir taktik amaç da, İran’ın bu asimetrik istikrarsızlaştırmaya vereceği yanıtın ne olacağının teşhis edilmesi ve devletin yapısal savunmasızlıklarının tespit edilmesi olduğu görülecektir. Bu deneyimden elde edilen dersler, Hibrit Savaş tekniklerinin mükemmelleştirilmesine uygulanmış devrim tiyatrosu olan sözde “Arap Baharı” esnasında Ortadoğu genelinde uygulamaya konmuştur.  Amerikan “derin devletinin” izlediği stratejik mantığa göre, eğer Ortadoğu’nun en güçlü devleti olan İran “Yeşil Devrim” ve düşük yoğunluklu Hibrit Savaş yoluyla sarsılabilirse, Suriye, Mısır, Libya gibi görece daha zayıf devletler çok daha orantısız bir şekilde istikrarsızlaştırılabilirdi.

Sonuç olarak Türkiye, İran örneğinden yola çıkarak yaklaşan bilgi savaşı saldırıları ve arkasındaki motivasyonlar konusunda kendi halkını bilgilendirmeye öncelik vermelidir. Devlet yabancı kaynaklı bu operasyonların amacının Türkiye’yi bölmek ve içeriden zayıflatmak olduğunu kendi halkına izah etmelidir.  STK’lar da daha çok devreye girerek bunun salt bir hükümet propogandası olmadığını kamuoyuna anlatmalıdırlar.  Türkiye,  Hibrit Savaş karşıtı inisiyatiflerinde başarılarını şimdiden kanıtlamış olan Rusya ve Çin ile daha yakın ilişkiler kurarak onların bu deneyiminden danışmanlık hizmetleri dâhil istifade yollarını aramalıdır.

Hayrettin Güler

E.J.Kur.Alb.

RUSEN Askeri ve Güvenlik Danışmanı

YENİ HABERLER

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

YENİ HABERLER