jojobet

perabet

casibom

sekabet

RUSEN[ANALİZ]:Türkiye-Rusya-İran zirvesine ve Türkiye-Rusya stratejik yakınlaşmasına karşılık ABD’den bir hamle daha mı geliyor?

12 Nisan 2018, 21:09

Suriye’deki çatışmaların sona erdirilmesi için yürütülen Astana barış sürecinin üç garantör ülkesinin liderleri olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Suriye konulu üçlü zirve için Ankara’da bir araya geldi.

 

 

Zirvenin en önemli gündem konuları Suriye’deki barış süreci, evlerine dönmekte niyetli olan Suriyeli mültecilerin geleceği ve acil insani yardımların yapılmasıydı.

Ayrıca Rusya cumhurbaşkanı Putin ve Türkiye cumhurbaşkanı Erdoğan; Akkuyu Nükleer Santralinin temel atma törenine Mersin’e canlı olarak bağlanarak katıldılar.

Peki, üç ülkenin yakınlaşması daha önceki zirvelerden de sonra olduğu gibi neden ABD’yi bu kadar rahatsız ediyor? Hatırlarsanız Rusya-Türkiye’nin uçak krizinden sonra tekrar nasıl ortaklık kuracağı konusunda endişe duyan Türk ve Rus temsilciler, iki tarafın da inisiyatif kullanarak ikili ilişkileri yeniden restore etmeye başlamasıyla biraz da olsa rahatladılar. 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra Erdoğan’ı arayıp destek olan ilk lider Vladimir Putin oldu ve Erdoğan da darbe girişiminden sonraki ilk yurt dışı seyahatini Moskova’ya gerçekleştirdi.

 

 

İki ülke uçak krizini aştıktan sonra sadece ekonomik ilişkiler nezdinde değil Suriye’de barış sürecine ilişkin İran ile birlikte ortak kararlar almaya başladı. Tabii ki ABD buna sessiz kalmayarak NATO’nun doğudaki en önemli kapısı olarak gördüğü Türkiye’nin siyasi ve askeri politikalarında Rusya ve İran ile birlikte karar almasından rahatsızlık duydu.

İlk olarak patlak veren olay Ankara Rus büyükelçisi Karlov’un öldürülmesi oldu. Şüphesiz o dönemde gerçekleştirilen Rusya-Türkiye-İran zirvesinden hemen sonra böyle bir olayın yaşanması, bu suikastın arkasında Türkiye ve Rusya’nın yeniden yakınlaşmasını ve Suriye sürecinde İran-Türkiye-Rusya üçlüsünün attığı adımları provoke etmek isteyen bir aktörün olduğu savlarını akıllara getirdi.

 

 

Yakın geçmişteki diğer gelişmelere baktığımızda Türkiye’nin Afrin’de yürüttüğü ‘Fırat Kalkanı’  ve ‘Zeytin Dalı’ hareketine Rusya’nın destek vermesi ve Türkiye ile yapılan görüşmeler sayesinde Rusya’nın Halep ve Doğu Guta’da silahlı grupların tahliyesinde başarılı olması Batı medyası tarafından Trump yönetimindeki ABD’nin Suriye’deki sessiz bekleyiş tutumuna tepkilerin artmasına sebep oldu.

 

 

Apaçık ortadadır ki Suriye konusunda Türkiye ve Rusya’nın attığı emin adımlar ABD’yi rahatsız etmektedir ve Rusya’ya karşı ABD ve siyasi sorunlarla boğuşan, ABD’nin kışkırtmasına maruz kalan AB tarafından uygulanan ambargolar Rusya ekonomisini zayıflatmaya yönelik atılan adımlardır. Son olarak, İngiltere’de bulunan eski Rusya istihbarat teşkilatı ajanı Skripal’in ve kızının Rusya hükümeti aracılığıyla zehirlendiği iddiasına dayanarak; ABD ve başta İngiltere olmak üzere birçok AB ülkesinin Rus diplomatları sınır dışı etmeye başlaması ve de Türkiye ekonomisine çeşitli yollarla zarar verilmesi (son günlerde yaşanan dolardaki artış bunun en iyi örneğidir); ABD’nin AB’yi de yanına alarak iki ülkenin bu denli yakınlaşmasına sessiz kalmayacağının göstergesidir.

 

 

Ayrıca, Rusya’ya yönelik yaptırımların kapsamını genişleten ABD; listeye bürokrat ve işadamlarından oluşan 24 kişiyi ve 14 kuruluşu daha ekledi. Listede Rusya Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Nikolay Patruşev ile Gazprom Başkanı Aleksey Miller gibi isimler yer aldı.

Peki, bunlar ABD’nin Suriye’de askeri güç olarak etkili olamamasının sonuçları mıdır?

Hatırlamak gerekirse ABD’nin Vietnam savaşında onca askerini kaybetmesi ve savaşı kazanamaması; Amerikan kamuoyunda travmatik bir hal almıştı. Bu savaşın izleri, yıllar sonra ABD’nin Irak’ta sürdürdüğü operasyonlara da yansıdı.

 

Bildiğimiz üzere, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra “küresel teröre karşı savaş” adı altında önce Afganistan’a, daha sonra ise Irak’a giren ve Orta Doğu’da bugünkü çeşitli mezhep çatışmalarına sebep olan ABD hükümeti, savaş süresi boyunca 4,000’e yakın askerini kaybetti. Savaşın, Amerikan ekonomisine maliyeti ise, 2.2 trilyon dolardan fazla oldu. Bush yönetiminin Irak’taki başarısızlığı ABD kamuoyunda büyük tepkilerle karşılandı. Öte yandan Obama hükümeti ile de ABD, artık kara askeri operasyonlarını yapmayacağını, hava operasyonlarına yöneleceğini ve Orta Doğu’daki çatışmaları ‘arabulucu’ rolü altında çözmeye odaklanacağını duyurmuştu. Fakat yine de istediği sonuçlara ulaşamayan ABD hükümeti, kamuoyunda bir kez daha negatif eleştiriler yağmuruna tutuldu.

 

 

Şu anki tabloda da son olarak Trump’ın; Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığını öne sürmesi ve ‘Rusya hazırlıklı ol, yeni ve akıllı füzeler geliyor!’ paylaşımı dünya basınında büyük yankı uyandırdı. Kimyasal silah saldırısı söylemlerini öne sürerek ABD’nin bu açıklama ile Türkiye, İran ve Rusya’yı hedef aldığı görülmektedir. Peki, neden bu gelişmeler, söz konusu üç ülkenin bir araya gelmesinin hemen akabinde yaşanmaktadır?

 

Yaşanan gelişmeler; Türkiye-Rusya-İran zirvesine ve Türkiye-Rusya stratejik yakınlaşmasına karşılık ABD’den bir hamle daha mı sorusunu ön plana çıkarıyor. Öte yandan Suriye’de kimyasal saldırı iddiası Ankara’yı zora sokuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Suriye’de onlarca sivilin ölümüne yol açan ve kimyasal silah kullanıldığı iddia edilen saldırıyı kınayan liderler arasında yer aldı. Ancak Batılı müttefiklerinin aksine Erdoğan, Şam rejiminin destekçileri olan İran ve Rusya’yı açıkça eleştirmekten kaçındı.

 

 

Açıkça görülmektedir ki ABD hükümeti burada Türkiye’nin ‘bir NATO üyesi olarak’ Rusya ve İran ile Suriye konusundaki işbirliğini baltalamaya çalışmaktadır.

Her ne kadar Türkiye uzun yıllar boyunca Batı’nın Orta Doğu’daki en önemli müttefiki olsa da, siyasi düzende dengelerin değiştiğini gözlemliyoruz. Türkiye ve Rusya’nın uçak krizinden sonra daha da derin ikili ilişkiler geliştirmeye başlaması ve bu ilişkileri stratejik seviyeye taşması ve Suriye’deki çözüm sürecinde büyük pay sahibi olmaları; Batı’yı ve özellikle de ABD’yi rahatsız etmektedir. Kısa vadede; Türkiye, Rusya ve İran üçlüsünün Suriye’de ateşkes sağlayacakları pek mümkün gözükmüyor.

 

 

 

ABD’nin istekleri yerine getirilmezse bu süreç daha da uzayacaktır. ABD, bir yandan Türkiye’yi eski dönemlerde olduğu gibi sözünden çıkmayan ve aldığı çoğu siyasi kararı onaylayan ülke konumuna getirmek isterken, bir yandan da Rusya’nın ekonomisine darbe vurarak, uzun vadede Putin’in gücünü ambargolara karşı iyice zayıflatıp ABD ile ekonomik anlamda tekrar masaya oturması için çabalıyor ki şuana kadar başarılı olamadığını söylemek yanlış olur. Son olarak; ambargolara ek olarak, Rusya’nın petrol arama ve işleme çalışmalarında kendi ekipmanlarının az olması ve de yabancı yatırımcılarla kaya petrolünü geliştirmeye yönelik neredeyse tüm ortak projelerin askıya alınması; Rusya ekonomisine zor günler yaşatmaya başladı bile.

 

Kuzey Akımı-2 projesinin de ABD’nin etkisi altında olduğunu ve çoğu AB ülkesine projenin başlatılmaması adına yapılan baskı Trump yönetiminin ta kendisinden gelmektedir. Rusya’nın en güçlü dış politika aracı olarak görülen enerji alanında bile önünde bu kadar engelin olması gidişatın iyiye doğru olmadığının göstergesidir.

 

 

Uzun vadede; gelişmelere bakacak olursak, Türkiye, İran ve Rusya’nın inisiyatif kullanarak Suriye’de ateşkes sürecini hızlandırmaları zor görülmektedir. Bu bağlamda; Suriye konusunda etkili ve kalıcı bir çözüme ulaşmak için üç ülkenin er yada geç Trump yönetimi ile ortak bir masaya oturmasının gerekeceği bir aksiyom olarak karşımıza çıkmaktadır.

İlyas Gasilov: Rusen Uzmanı

YENİ HABERLER

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

YENİ HABERLER