Betebet

Türkiye’yi bekleyen en olası Hibrit Savaş senaryosu

12 Ekim 2021, 13:12

Hayrettin GÜLER

 

Türkiye’ye karşı, 1980’lerden beri değişen yoğunlukta aktif olarak hibrit bir savaş yürütülmektedir. Aslında Avrupa’daki bazı çevrelerin Türklere yönelik nefret ve kıskançlığının sebeplerini İstanbul’un fethine kadar götürmek mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları ve gücü büyüdükçe, Avrupa’daki iktidar çevrelerinin Türklere karşı nefret ve korkuları artmıştır. Yüzyıllardan beri Avrupa’nın egemen güçleri Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ittifaklar kurmuştur. Son olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya tarafında Birinci Dünya Savaşı’na girmesi Osmanlıların tarihi düşmanlarına – İngiltere, Fransa ve Rusya’ya nihayet altı yüzyıllık imparatorluğu sona erdirme fırsatı sunmuştur. Bu süreç gizli Sykes-Picot anlaşması ve daha sonra Sevr Antlaşması ile çerçevelenmiştir. Bununla birlikte Türkiye kendisine biçilen rolü kabul etmeyerek küllerinden yeniden doğmuş, İngiltere ve Fransa’nın planlarını altüst etmiştir. Bunu hazmedemeyen Batı, bu başkaldırıyı ve kabul edilmeyen planlarını fırsat buldukça Türkiye’ye dayatmış ve dayatmaya devam etmektedir. Bu şekilde Türkiye karşı yürütülmekte olan hibrit savaşların temeli atılmıştır. Bunun bir göstergesi olarak Türkiye’nin Soğuk Savaş yıllarında, Batı ve Komünist istihbaratçılar için bir savaş alanı haline gelmesidir.

Küresel güçler tarafından, bölgenin tarihsel-kültürel iki dinamik gücü olan Türkiye ve İran’a dayatılan Sünni-Şii mezhep çatışmasını tetikleyecek politikalar bu iki ülke tarafından şiddetle ret edilmiş, batının mezhepsel ayrıştırma ve parçalayarak yok etme üzerine kurulu sinsi planları boşa çıkarılmıştır. Bölge için planlanan ve kısmen başarısız olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) projesinde, süper güçlerle birlikte hareket eden AB ülkelerinin jeopolitik hesapları akamete uğratılmıştır. Bu meyanda ABD’nin İran’a saldırmamasının altında kendisini bu oyunlara kurban etmeyen Türkiye’den aradığı desteği bulamamasının büyük bir etken olduğu söylenebilir.

Bir toplumun sosyolojik bütünlüğünün parçalanması için, o toplum içinde farklı etnik ve dini kimliklere dışlayıcı özellik kazandırılması gerekmektedir. Sosyolojik savaş, açık toplumu öncelikle etnik farklılıklar temelinde, aynı etnik kimliğe sahip kesimleri ise cemaat, mezhep ve lider aidiyetlerinin çizdiği sınırlarla birbirinden derinden ayrıştırmaktadır. Adeta, farklı cemaatler arasında farklı mezhep ilişkisi, farklı mezhepler arasında ise farklı din ilişkisi oluşturulmaktadır. Yani Sünni tarikat ve cemaat yapıları birbirleriyle çatıştırılmak suretiyle ayrıştırılmak istenmektedir. Türkiye’nin başına musallat edilmeye çalışılan FETÖ fitnesinin bu kapsamda değerlendirilmesi yanlış olmayacaktır. Bundan 40 yıl önce tohumu atılan FETÖ fitnesinin küresel güçlerin başka bir B planı olduğu hususu göz ardı edilmemelidir. Bölgesel güç olan Türkiye’nin istikrarsızlaştırılması amacıyla, küresel güç odaklarının işbirlikçi dinamikleri Türkiye içinde harekete geçirilmiş bu sayede; iç çatışmalar ve darbeler bu hainlerin eliyle yaptırılmıştır.  Bunun en son örneği, 40 yıllık titiz bir çalışma sonucu sahaya sürülen FETÖ’ye yaptırdıkları 15 Temmuz hain işgal ve darbe girişimidir.

Türkiye’yi gelecekte de bekleyen en büyük tehlike dünyayı kendi amaçlarına uygun olarak dizayn etmek isteyen emperyalistler tarafından Ortadoğu’da ‘Büyük Kürdistan’ kurulmak istenmesidir. Bu ‘Büyük Kürdistan’ın kurulması Irak, Suriye, Türkiye, İran’ın topraklarının dağılmasına bağlıdır. Irak ardı ardına iki savaşla ABD tarafından dağıtılmış, Irak’ın kuzeyine sözde bir Kürdistan yerleştirilmiş, diğer bölgeler mezhep ve etnisite temelli olarak tekrar organize edilmiştir. Kürdistan kendi ordusuna sahip Federal bir devlet olarak Irak’a sözde bağlıdır ve yöneticilerinin önemli bir bölümü ABD’de yetişmiş Amerika’nın Ortadoğu’da en büyük güçlerinden biri haline getirilmiştir. Bunun yanı sıra Suriye’de yine ABD tarafından PKK kontrolünde bir ‘PKKistan’ kurulmaktadır. ABD bu bölgede PKK’ya askeri ve politik eğitim vermektedir. PKK unsurlarını Türk Silahlı Kuvvetleri ile hibrit savaş verebilecek bir yarı ordu yarı milis bir yapılandırma içine sokuyor. Hava kuvvetleri ve deniz kuvvetleri hariç bir model Türk Ordusu ile savaşabilecek yeteneğe kavuşturulmaktadır.

Türkiye’nin bölünmesi senaryoları şimdilik tutmuyor. Türkiye sosyolojik yapısı bir millet üzerine dayalı, değişik kültürel etnik yapılar Türk milleti çatısı altında kültür ve devlet geleneğiyle bin yıllık bir geçmiş zemininde Anadolu’da bir aradalar ve ne yapılmak istenirse istensin bu milli birlik, emperyalizm tarafından bozulamamıştır. Türkiye Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-antilaik diye birbirine düşürmek istenmiş ancak başarılı olunamamıştır. Emperyalizm bunun üzerine Türkiye’ye bir tür demografik saldırı başlatmıştır. Suriyeliler kitleler halinde Türkiye’ye getirilmiş, Türkiye yönetimi belli bir miktar sığınmacıdan sonra BM’nin müdahale edebileceğini düşünürken bu gerçekleşmemiş ve yaklaşık 6 milyon Suriyeli Türkiye’ye gelmiştir.

Rusya ve İran, yaşamsal menfaat olarak görmedikleri Libya’da olanları seyretmişler ama aynı hataya Suriye’de düşmemişlerdir. Suriye’yi kendileri için yaşamsal çıkar alanı olduğu değerlendirmesini yaparak ABD’nin yapmayı göze alamadığı şeyi göze alıp ordularını Suriye’ye indirerek müdahale etmişler ve Beşar Esad’ın görevde kalmasını sağlamışlardır.Türkiye’deki Suriyeli nüfus demografik yapıyı bozacak şekilde kitleler halinde artmaktadır. İller bazında bakılacak olursa Şanlıurfa’da 700 bin, Gaziantep’te 700 bin, Hatay’da 700 bin,  Kilis’te 130 bin, Adana’da 450 bin, Mersin’de 450 bin, İstanbul’da 1 milyona yakın Suriyeli yaşamaktadır. Diğer illerdeki sayılarla beraber bu nüfus 6 Milyona civarındadır.  

Hacettepe Üniversitesi’nin Cumhurbaşkanlığı’nın finansmanıyla yapmış olduğu bir araştırmaya göre bir Suriyeli kadın ortalama 5.3 Türk kadınlar ise 1,9 çocuk doğurmaktadır. Bir milletin nüfusunun artması için minimum eşik ortalama 2,1dir. Yani Türklerin sayısı azalırken Türkiye’de Suriyelilerin sayısı Türklerden üç kat daha hızlı artmaktadır. Bunun neticesinde 2030’da Hatay’da Türkler ile Suriyelilerin sayısı eşit olacak,  2031’de Suriyeliler Türklerin önüne geçecektir. Gaziantep, Şanlıurfa gibi illeri de aynı kaderi beklemektedir. 20 sene sonra Adana’da, Mersin’de Suriyeli sayısı iki milyona yaklaşacaktır. Kilis ili ile Kırıkhan, Reyhanlı gibi Hatay’ın ilçelerinde Türkler şimdiden azınlık durumuna düşmüştür.

Emperyalizmin uygun zamanlar ve şartlar geldiğinde bu sınır hattında büyük bir karışıklık yaratması beklenmektedir. Türkiye bir iç çatışmaya sürüklenecektir. Türkiye bir iç çatışma için varlığını koruma mücadelesi verirken Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde konuşlanmış olan emperyalizmin desteklediği PKK, PYD gibi örgütler Türkiye’ye müdahalede bulunarak bir ucu Karadeniz’e uzanan diğer ucu Akdeniz’e uzanan bir Kürdistan kurma mücadelesi vereceklerdir. Türkiye şimdiden kendisine yönelecek bu Hibrit savaşa hazır olmak durumundadır.

Hibrit Tehditlere karşı mücadelede Türkiye tarafından atılması gereken ilk adım, Türkiye’de faaliyet göstermekte olan istihbarat örgütleri ile dış istihbarat servislerinin faaliyetlerini iyi bir şekilde tespit edebilecek, muhtemel hamlelerini doğru tahmin edebilecek bir sistem kurmak ve hibrit savaşın asıl odak noktası olan halkı medya vasıtasıyla bilinçlendirmek suretiyle propagandalara karşı koymaktır. Daha sonraki adım ise güvenlik güçlerine merkezi bir planlama ile gerek yurt içinde gerek yurt dışında senkronize bir şekilde konvansiyonel olmayan harekât icra edebilecek şekilde imkân ve kabiliyet kazandırmaktır.

 

Hayrettin GÜLER

J.Kur.Kd.Alb.(E)

Rusen Güvenlik Uzmanı

YENİ HABERLER

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

YENİ HABERLER