Betebet

Türklerde Kızıl Elma ülküsü nedir?

23 Aralık 2018, 22:32

Kızıl Elma Nedir:

Halkımız arasında, bazen birtakım siyasetçilerin demeçlerinde, orduda askerlerin dilinde, bazı tarihsel metinlerde Kızıl Elma herhangi bir yerin adı gibi kullanılmakla birlikte bunun neresi olduğu hakkında kesinleşmiş bir bilgi bulunmasa da, tarihte padişahların yahut yeniçeri askerlerinin açıkça Kızıl Elma olarak belirttiği noktalar da olmuştur. Anlamı Türkler Ansiklopedisi Kızıl Elma maddesine göre eski çağlardan beri Türk’ün cihan hâkimiyeti idealini sembolik olarak ifade eden bir kavram olarak açıklanmaktadır.

Tarihçilere Göre Kızıl Elma:

Türk Tarih Profesörü Osman Turan bu kutlu ülküyü; Osmanlı padişahları tarihi cihan hâkimiyeti mefkûresine eskiden daha kuvvetli bağlanırken İstanbul’u bu hâkimiyetin ilk tezahürü ve merkezi sayıyorlardı. Türk siyaset ve fikir adamları arasında gelişen bu milli ve İslami düşüncenin halk kitlelerine ve askerlere Kızıl Elma adı ve efsanesiyle yayılması çok dikkate değer olup İstanbul’u sembolleştiriyor ve Türkler için ona sahip olma emelini teşkil ediyordu. Şeklinde açıklamaktadır. Bu açıklama Kızıl Elma ülküsünün sürekli bir değişim içerisinde bulunurken dokunduğu bütün önemli meselelerde, halk, ordu yahut iktidar açısından hedefi birleştirip sembolleştirdiğini ortaya koymaktadır. Bu anlamda İstanbul’da yüksek bir önem atfetmektedir.

Türk yazar ve şair Hüseyin Nihal Atsız ise Kızıl Elma ülküsü hakkında;  Osmanlı’ların parlak zamanlarında iyice büyüyüp şekillenmiş ve merhale merhale Türk büyüklüğünün ve yükseklik fikrinin, ilahi bir gayenin timsali haline gelmiştir. Demektedir. Bir başka açıdan bakılacak olursa Kızıl Elma her zaman maddi bir varlık olarak değil, bazen manevi olgunluğun ve ahlaki değerlerin de göstergesi sayılabilmekte,  herhangi uzak bir noktada değil bireyin kendi özünde milli ahlak ile eşdeğer anlama da gelmekte olduğu tarihçiler ve araştırmacılar tarafından söylenebilmektedir.

Bu konu özellikle Ziya Gökalp’ın 1923 tarihli Türk Yurdu dergisinde Kızıl Elma adıyla yazdığı manzumesinin kamuoyunda fazlaca ses getirmesinin ardından bir kısım yabancı araştırmacı ve tarihçilerin de dikkatini çekmiş, meraklarını uyandırabilmeyi başarmıştır. Konu ile ilgilenen yabancı tarihçiler Kızıl Elma ülküsünü daha çok Türkler’den önce Roma medeniyeti kaynaklı bir simge gibi göstermeye çalışmışlardır. Bu konuda tezlerini savunacak bazı kaynaklar ortaya atmışlardır. Bunda batı medeniyetlerinin tarihi mimari eserlerinde kullanılan altın küre modellerinin etkisi fazladır. Bu iddialar en azından bizim de aradığımız Kızıl Elma nedir? Nerededir? Sorularına basit de olsa yanıt vererek Roma’yı işaret etmektedirler.

Avrupalı Tarihçiler Kızıl Elma’yı batının ideal ülkelerinden birinin hayali olarak altın elmalar ile bağdaştırmaya çalışmış, August Fischer ise bunu mutlak dünya hâkimiyetinin sembolü olarak göstermiştir. Ancak Türk araştırmacılarının çoğunluğu konu üzerinde haritada herhangi bir nokta belirleyebilmek amaçlı çalışmaktansa, soyut anlamda açıklamayı tercih etmişlerdir. Konu ile ilgilenen her tarihçi bahsetmekte olduğu devrin sosyo-psikolojik durumuna göre farklı bir Kızıl Elma yorumlaması ortaya koymaktadır. Nitekim böyle olması da zengin tarihimiz ve üstün manevi değerlerimiz açısından gereklidir. Kızıl Elma ülküsünün dönemsel gelişimini açıklayabilmek açısından da gereklidir.

Konuyla alakalı bir başka tanım da Cumhuriyet tarihçilerinin en ünlülerinden biri olan İsmail Hakkı Danışmend tarafından; Eski Türkler Osmanlı İmparatorluğu’nu üç kıtanın birleştiği yerde kurmadan önce milli vicdanlarında kurmuşlar ve bütün askeri hamlelerinde, işte o büyük ülkünün gidildikçe uzaklaşan hududuna doğru atılmışlardır.  Anavatana her taraftan genişleyen manevi bir harita çizilmiş gibidir, gönüllerde yer alan bu haritanın türlü istikametlerindeki büyük merkezlerine hep Kızıl Elma adı verilmiştir. Şeklinde ortaya konmuştur. Bu nispeten diğerlerine göre daha soyut bir tanım olmakla beraber, Türk’ün önlenemez fetih ve dinamizm yaşantısı kültürünün açıkça destekleyici bir savı olarak nitelendirilebilir.

Halk Arasında Kızıl Elma:

Kızıl Elma’nın bir ülküyü ifade ettiğini halk herhangi bir tanıma gerek duymadan anlamıştır, bu durumun oluşmasında özellikle günümüzde içinde bulunduğumuz Orta Doğu coğrafyasının siyasi ve fiziki durumu da etkili olmaktadır. Tarihten beridir Türk’ün başından gaza, cihat eksik olmadığı gibi hali hazırda da askerlerimiz farklı coğrafyalarda görev yapmakta, yol nereyedir sorusuna verilen Kızıl Elma’ ya cevabıyla konunun halen zihinlerimizde aynı anlamda tezahür ettiğini ortaya koymaktadır.

Bu demeç günümüzden onlarca yıl geriye gittiğimizde Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçtiğinde kışlaları ziyaret ettikten sonra ayrılırken Kızıl Elma’da görüşürüz diye onlara veda ettiğini aklımıza getirmekte, bununla birlikte yeniçerilerin,  testiye kurşun atar. Keçeye kılıç çalar, Kızıl Elma’ya dek gideriz sözlerini anımsatmaktadır.

Kızıl Elma Neresi:

Özellikle Osmanlı zamanında ismi Kızıl Elma ile bağdaştırılan şehirler bulunmaktadır. Bunlar genellikle daha önce denenmiş ancak fethedilememiş bölgelerden oluşmaktadır. İstanbul bu şehirlerin başında gelmektedir. 6 Nisan 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmet ve beraberindeki Osmanlı ordusu tarafından fethedilmiştir. Bizans İmparatorluğunun dağılmasına sebep olan bu kutlu fetih Türk’ün Kızıl Elma idealinin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Aynı zamanda Roma ve Viyana’da tarihte Kızıl Elma olarak nitelendirilebilecek şehirlerdir.

İstanbul’un fethi ile alakalı bir diğer konu ile alaka kuran noktaya değinecek olursak bazı kaynaklarda adı geçen, o dönem Ayasofya’nın önünde bulunan imparator Justinien’in heykeline değinmek gerekmektedir. Hıristiyan halk arasında da yayılan efsaneye göre atının üzerinde inşa edilmiş Justinien ellerini iki yana açmaktadır, bir eli ile doğuyu gösterirken diğer elinde altından yapılmış bir küre bulunmaktadır. Elinde bulunan bu küre onun dünyaya hâkim olduğunun sembolüdür ve Türk’ün dünya hâkimiyeti mefkuresi ile örtüşmektedir. Küre Kızılelma ile özdeşleştirilmektedir ve nitekim efsaneye göre İstanbul fethedilmeden biraz önce imparatorun elinden küre düşmüş ve parçalanmıştır.

Roma Kızıl Elma’sından söz edildiğinde ise Roma’nın en büyük dört bazilikasından biri olan Saint Pierre (Aziz Petrus) bazilikasından bahsetmek gerekmektedir. Bu yapının kubbesini taçlandıran imparator Justinien’in elinde tasvir edildiği gibi bir altın küre bulunmaktadır. Bazilika bu kubbe sayesinde Roma’nın siluetinin vazgeçilmezi halinde bulunmaktadır.

Elma yahut küre modelinin tarihte Türk otağlarında ve sanat eserlerinde, yine hâkimiyet sembolü şeklinde kullanıldığına şahit olmaktayız, Timur’un Saray Otağı’nda bunun kullanıldığını Kastilya’lı elçi Clavijo 1405’te bize şöyle anlatmaktadır. “Timur dört köşeli büyük bir çadırda oturuyordu. Bu çadır üç mızrak yüksekliğinde ve her yanı köşeden köşeye yüz adımdı. Tavanı yuvarlaktı, kubbe şeklinde idi, her biri adamın göğsü şeklinde on iki sütuna dayanıyordu, baş çadırın dört duvarı sütun hali gibi alçak galeri ile çevrilmişti. Bu galerilerin dış duvarlarını yirmi dört küçük ahşap direk taşıyordu. Öyle ki tamamı otuz altı kazık direk kullanılmıştı. Ucunda tavlanmış bakırdan bir elma bulunan yüksek bir direk vardı. Bunun tepesine de hilal tutturulmuştu. Pavyonun tepesi de aynı şekilde dört köşeli idi, dört köşesinde dört direk vardı. Bunlardan her birinde elma ve hilal bulunmaktaydı. Buradan elmanın hâkimiyet sembolü olarak kullanıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Özellikle Timur gibi bir fatihin otağında hilal ile birlikte bulunuyor olması bu açıdan çarpıcı bir detaydır ki, bu konuda bir diğer çarpıcı detay Topkapı Sarayı Kütüphane Müzesi’nde bulunmaktadır.

Topkapı Sarayı Kütüphane Müzesi’nde Çelebi Sultan Mehmet den Üçüncü Sultan Murad’a kadar sekiz padişahın resmi bulunmakta, bu sekiz padişahın yedisinin elinde birer elma bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmet, Sultan İkinci Bayezid ve İkinci Sultan Selim bu elmaları sol ellerinde tutmaktadırlar. Geri kalan dört padişah ise elmaları sağ ellerinde tutmaktadır. Burada da sembolün anlamı gayet açık ve nettir.

Kızıl Elma ile karlılaştığımız bir diğer toplumsal değerimiz olan edebi metin örneklerinden de bahsedecek olursak, özellikle halk şairlerinde Kızıl Elma üzerine destanlar, türküler, şiirler yazmış olanların varlığından şüphe etmemek gerekmektedir. Hüseyin Nihal Atsız’ın Kızılelma şiiri buna bir örnektir:

Yüz paralık kurşunla gider hayat dediğin;

Tanrı yolu uzaktır erken kalk sıkı giyin.

Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin,

Güzel kızıl elma’na varmadan öleceksin.

Nihal Atsız’ın söylediği gibi ülküsüz topluluk yerinde sayan, ülkülü topluluk yürüyen bir yığındır. Bu ilk önce insanların şuurlarında, gönüllerinde, bilinçaltlarında doğar ve destanlarda kendini gösterir, sonra şuura geçer, büyük kılavuzlar tarafından açıklanır. Ve büyük kahramanlar onu gerçekleştirebilmek için büyük hamleler yapar. Türk’ün Kızıl Elması belki halen hiç gidilemeyecek yerlerdedir ancak bazen hiç gidilemeyecek yerlere ulaşabilme umudu uğruna yollara düşmek oraya varmak kadar onurlu bir davranıştır.

 

Burak ÖZDEMİR

RUSEN Stajer Uzman

YENİ HABERLER

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

YENİ HABERLER