jojobet

RUSEN[HABER] : Orta Asya’da büyüyen güç Kazakistan

7 Haziran 2018, 01:07

Asya ile Avrupa arasında en önemli geçiş ülkelerinden birisi olan Kazakistan, doğuda Çin Halk Cumhuriyeti, güneyde Kırgızistan, Özbekistan, batıda Hazar Denizi, Türkmenistan, kuzeyde Rusya ile sınır komşusudur. Yüz ölçüsü bakımından BDT ülkeleri arasında ikinci ve nüfus bakımından ise dördüncü büyüklükte olan Kazakistan, Türk Cumhuriyetleri içerisinde en büyük coğrafi sahaya 2.717.300 kilometre kare sahiptir. Günümüz Kazakistan’ın da yaşayan 16.8 milyon Nüfusun %53.4’ünü Kazaklar, %30’unu Ruslar, %3.7 Ukraynalılar, %2.5 Özbekler, %2.4’ünün Almanlar, %1.4’ünü Uygurlar ve %6.6’sını diğer milletler oluşturmaktadır.

 

 

 

Eğitim Ekonomi Kazakistan kültür Nursultan Nazarbayev Sovyetler Birliği Toplum

 

Birçok etnik kökeni bünyesinde barındıran Kazaklar, tek bir ulus olarak oluşma yolunda uzun ve zor bir evrim geçirmişlerdir. Karahanlı ve Altınordu devletlerinin Türk hakanlıklarını oluşturan Türk boyları temelinde oluşan Kazaklar, Avrasya’nın zengin kültürü ve uygarlıklarının tümünü barındırmıştır. Çarlık Rusya ve ardında Sovyet rejimi güdümünde kalan Kazakistan bağımsızlığını kazandıktan sonra devletleşerek ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel alanda da bağımsızlık rolünü kazanmaya çalışmıştır. Bir yandan ulusal zulmün yok olması, siyasi eşitlik, bilim alanında büyük başarılar, ulusal bilim akademisinin kurulması, sanayileşme, kentleşme, halk ekonomisinin değişik alanlarında kadro yetiştirilmesi gibi ilerlemelere karşın Sovyet sistemine karşı direnç göstermiştir. Bu bakımdan Kazakistan’ın Orta Asya’daki jeopolitik ve jeostratejik konumu önemlidir.

 

 

1.Kazak Adının Kökeni ve Dili

Kazak kelimesi hür, müstakil, yiğit, cesur, mert, asker anlamına gelmektedir.  Kazak terimi yazılı bir kaynakta ilk kez Memlüklüler tarafından Mısır’da 1245 yılında bir Arapça-Kıpçakca sözlüğünde, “özgür gezen” anlamında kullanılmıştır. Türklerin bir boyu olarak karşımıza XV. Yılında çıkmıştır.

Kazak kavramı “kay” ve “sak” kabilelerinin birleşik adı olduğu ve bu ad ile tarih sahnesine ilk olarak çıktıkları ileri sürülmektedir.

Kazak dili Türk dilinin bir şivesi olup, Türk şivelerinin şimali-garbi(kuzey-batı) Kıpçak grubuna dahil bulunmaktadır. Türk birliklerinde en geniş sahayı işgal eden Kazak şivesi diğer şiveler ile karşılıklı etkileşim sonucu meydana gelen cüzi ağız farklılıkları dışında ses, ek, kelime hazinesi bakımından, bir birlik teşkil etmektedir. Kazak kavminin hayat şartları içinde serbest bir gelişme gelişme imkanı bulmuş, ne yazı dili ne de yazı kaideleri baskısına maruz kalmamıştır. Arapça ve Farsça’nın tesiri, Orta Asya ile Anadolu ile mukayese edilemeyecek derecede azdır. Kazakça’ya geçmiş olan yabancı kelimeler ancak kulak vasıtası ile girmiş olduğundan bunlar Kazak ses kaidelerine uymuş bulunmaktadır.

Kazakistan Cumhuriyetinin, resmi dili olan Kazak dili Kazakistan, Doğu Türkistan, Moğalistan, Kırgızistan ve Özbekistan ile değişik ülkelerde dağınık olarak yaşayan Kazaklar tarafından konuşulmaktadır. Kazaklar, 1929’a kadar Arap, 1929-40 yılları arasında Latin, 1940 ‘dan sonrada Kiril harflerini kullanmışlardır. 1991’de bağımsızlıklarını kazanmakla birlikte bazı aydınlar Arap alfabesine dönülmesini, bazıların ise diğer Türk halkları ile ortak bir alfabenin belirlenmesini istemişlerdir. Günümüzde çoğunlukla Kiril alfabesi kullanılmakla beraber Latin harflerine dayanan bir alfabe üzerinde de çalışılmaktadır.

 

 

2.Kazakistan Coğrafyası ve Demografik Yapısı

Kazaklar, coğrafi olarak Asya’nın Avrupa ile birleştiği yerde bulunan ve doğuda Altay Dağlarından Batıda Hazar denizine kadar uzanan ve toplam alanı 1.049.150 metrekare tarihi topraklarda yerleşiktir.

Kuzeyde Rusya, güneyde Özbekistan ve Türkmenistan, doğuda Çin ile komşudur. Baş şehri 1998’de itibaren Astana’dır. Eski başşehri Almata’dır. Önemli şehirleri Almata, Çimkent, Terez, Karaganda’dır. Kazakistan toprakları doğu ve güneydoğudaki dağlık alanlar bir tarafa bırakılacak olursa 1/3 düzlük, ovalar ve platolardan oluşur. Güneybatıda Hazar çöküntüsü, güneyde Üstyurt yaylası bulunur.

Hazar ve Aral gölleri dışında Balkaş, Alagöl, Tengiz, Sasık Gölü, Gusmırık, Markagöl ve daha birçok göl bulunmaktadır. Kazakistan’da irili ufaklı birçok akarsu bulunmaktadır. En büyükleri İrtiş, Işın, Çu ve Nura’dır.

Kazakistan iklimi çok serttir ve kara iklimi hüküm sürmektedir. Yaz ile kış arasında sıcaklık önemli farklılıklar gösterir. Kazakistan’da genelde bozkır hakimdir. Kuzeyden güneye doğru gidildikçe çöller başlar.

Günümüz Kazakistan nüfusu 16.8 milyondur. Bunun %53.4’ünü Kazaklar, %30’unu Ruslar, %3.7’sini Ukraynalılar, %2.5’inin Özbekler, %2.4’ünü Almanlar, %1.4’ünü Uygurlar, %6.6’sını diğer milletler oluşturmaktadır. Günümüzde Kazakistan dünyanın en fazla göç alan 9. ülkesi olup, en fazla göç veren 7. ülkesidir.

 

 

3.Çarlık Rusya’sı Dönemi Kazakistan

XVII. Ve XVIII. yüzyıllar da Ruslar Türkistan sahasında önemli işgallerde bulundular. 1821 yılında Rusya’nın çıkardığı “step kanunu” ile bütün Kazak bozkırlarının doğrudan doğruya Rusya’ya ilhakı, halk arasında galeyan ve uzun yıllar süren isyanlara sebep olmuştur. 1731’de Kazakların Küçük Orduları, 1734’te Orta Orda ve 1738’de Büyük Ordaları Rus hakimiyetine boyun eğdi. Kazakların birbirinden ayrılmaları ve parçalanmaları Kazak Türklerinin birliğini tehdit ettiği kadar Rusların işgalini kolaylaştırmıştı. Rus hakimiyetinin tesisi yavaş yavaş ve akıllıca gerçekleştirildi. St. Peterburg’daki yönetim Kazaklara vatandaş statüsünü asla vermedi.

1756 yılında Yayık Nehri’nin sağında uzanan verimli topraklara Kosaklarla bir kısım Rus göçmenini yerleştirmeleri, ağır vergiler toplamaları, Kazak Türkleri’nin öfkesine daha sonra ise isyana yol açmıştı. Özellikle Orta cüz Han’ı Abılay bu sırada hem Rusya’ya hem de Çin’e başkaldırmış, 1783’te Sırım Batum önderliğinde Batı Kazakistan’da bir ayaklanma başlamış beş yıl süren bu ayaklanmayı Ruslar zorlukla bastırmışlardır.Küçük Cüz’de milli ayaklanma bir Rus taraftarı olan Cihangir Han’ın halka ait otlakları bazı şahıslara satması ve yeni Rus kalelerin yapımı üzerine çıktı. Küçük Cüz’de Rus baskıları devam ederken Orta Cüz’de Kazakların verimli topraklarını alıp, halka ağır vergiler koydular, ödenmeyen vergilere karşılık da hayvanlarını aldılar. Bunun üzerine Orta Cüz’de de bağımsızlık hareketlerinin en büyüğü Abılay Han’ın torunu Kenasarı tarafından başlatıldı ve tam on bir yıl sürdü. Kenasarı Han Kazak Hanlığını yeniden kurmak niyeti ile kendine tabi olan Kazaklar ile büyük bir ordu kurdu.

Kenasarı Han Orta Cüzde hanlık sisteminin yeniden tesisine izin verilmesi, Ruslar tarafından işgal edilen Kazak topraklarının boşaltılması, stratejik noktalarda yapılan kalelerin yıkılması ve gasp edilen hakların geri verilmesini istedi. Ruslar bu istekleri reddettiler. Kenasarı yeni müesseseler kurdu, teşkilatlanmayı tamamladı. Hanlık sistemini tesis edip kabile reislerinden bir aksakallılar meclisi oluşturdu. Rus ticaret kervanlarının Kazak topraklarından geçişini yasakladı. Şiddetli bir mücadele sürdürdü.

Kenasarı, Ruslara karşı sürdürdüğü mücadeleyi bütün çabalarına rağmen üç cüze yayamadı. Küçük ve büyük cüzde yaşayan Kazak Türkleri, ona bu mücadelede gerekli desteği vermedi. Kenasarı, Buhara ve Hive Hanları tarafından Kazakların Hanı olarak tanındı. 1847’de Kenasarı, Kırgızlar tarafından öldürülünce, Kazak Türklerinin mücadeleleri de zayıfladı. Rus Çarı I.Nikola 22 Haziran 1854’te bir ferman çıkararak bütün Kazak topraklarının Rusya hakimiyetine geçtiğini ilan etti. Ancak bazı boy beyleri Rus hakimiyetini reddederek mücadeleyi sürdürdüler.

Rusların baskıcı yönetimleri ve Rus göçmenlerin iskanı Kazaklarda yeniden milli şuurun uyanmasına yol açtı. 1916’da başlayan ayaklanma bütün ülkeye yayılır. Rusya da iki Bolşevik İhtilali ile ayaklanma yeni bir safhaya girer. 1917 başlarında Ak-Tübe, Ural ve Orenburg’da toplanan umumi Kazak kurultayı memleketin modern bir ülke olarak teşkilatlanması için mühim kararlar aldı ve Alaş partisini kurdu. Alaş Orda, Kazakistan’ın bağımsızlığını ilan etti ve Ağustos 1917’de Alihan Bökey idaresinde Kazakistan hüküm

etini kurdu.İç savaşın sona ermesinden sonra 1919’da Kızılordu birlikleri, Kazakistan’ı işgal etmiş ve Kazakistan’ın yerine 20 Ağustos 1920’de Kazak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyetini kurdu ve büyük bir asimilasyon siyaseti uyguladı.

 

 

4.Kazak Halkının Bağımsızlık Mücadelesi

SSCB’nin 15 ittifak cumhuriyetinden biri olup esas halkını Türklerin teşkil ettiği Kazakistan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ndeki huzursuzluk 16 Aralık 1986 yılında net olarak gün yüzüne çıktı. Bundan daha öncesinde de Sovyet ve Kazak ilişkileri çokta iyi değildi. Geçmişten gelen baskı, zulüm ve zorunlu göç ile vatanlarından uzaklaştırılmaya çalıştırılmış olan Kazaklar, Sovyetlere yakın değillerdi. Siyaset ve şartlar gereği ilişkilerin farklı olmasını gerektirmiştir. Kazakistan Komünist Partisi’nin sekreteri Dinmuhammed Kunay emekliliğe ayrıldığı zaman onun yerine Sovyet Rusya tarafından, Gennady Kolbin getirildi ve makamı da yükseltildi. Daha önce hiçbir Kazak bu mevkiye gelmemişti. Kazakistan’da yolsuzluk iddiaları gündeme geldi ve olaylar gittikçe daha da şiddetlenmeye başladı. Sovyet Rusya yönetime sürekli kendi elemanlarını ve yandaşlarını atamakla meşguldü. Çünkü anca bu şekilde Kazakistan’ ı ve Kazakları elde tutabilirdi. Gabaçov’a karşı hareketlilik başladı. Protestolar ve gösterilerle Kazak halkı uyanışa geçmiştir. Hareketlenmeler sadece sivil de değil aynı anda siyasal alanda da meydana gelmiştir. “Kazakistan’ı yönetecek Kazak olmalıdır, Kazakistan Kazaklarındır.’’ gibi pankartlar açıp yürüyüşler yapılmıştır. Siyasi partiler oluşturulmuştur.

Ülke ekonomisinin millileşmesi ve bağımsızlığı için de çok mücadele eden Nursultan Nazarbayev, 14 Nisan 1990’da parlemento tarafından ilk Kazak cumhurbaşkanı seçildi. Nursultan Nazarbayev Kazakistan’da Komünist Partiye yasak getirdi. Tabi bunca başarı sağladığı halde ve Kazak halkının egemenliği ve bağımsızlığı için uğraş veren Nazarbayev’in karşısında kendisine ve politikasına muhalefet edecek şahıslar da çıkacaktır. Nazarbayev, birçok dış ülkeyi ziyarette bulundu. Dış ülkelerden de kendisini ziyarete gelen birçok devlet adamı olmuştur. Bunlar içerisinde T.C. cumhurbaşkanı Turgut Özal, Alman Dışişleri Bakanı Hans Dietrich Genscher gibi şahıslar bulunmaktadır.

Nursultan Nazarbayev uluslararasında tanınmış ve kabul edilmiş bir siyasetçi profili kazanmış olduğu 1 Aralık 1991’de yapılan seçimde 5 yıl süreyle Kazakistan Cumhurbaşkanlığına seçildi. Kazakistan Parlamentosu  10 Aralık 1991’de, Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını bırakarak, Kazakistan Cumhuriyeti adını kabul etti. Kazaklar, 1991 yılında Orta Asya Türk kökenli halkları arasında en son bağımsızlığına kavuşan ulus oldu.

 

 

Kazaklar, değişik alfabelerle kullansalar da her zaman ana dili olarak Türk Dili ailesinden, Kazakçayı konuştular. Kazaklar 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan edince, ulus meselesini siyasi yönden çözdüler. Yani Kazak halkı bir millete dönüştürüldü.  Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev de Kazakçayı ülke dili-devlet dili ilan etti. Bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti, geçen 20 yıl içinde ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda önemli gelişmeler gösterdi ve hızda kalkındı. Bağımsız kurumlar oluşturdu, uluslararası arenada kendisini kabul ettirdi. Birçok uluslararası kurum ve kuruluşlara üye oldu, pek çok önemli siyasi, ekonomik toplantıya ev sahipliği yaptı. Ülke gelişti, zenginleşti ve dış dünya ile çok önemli ilişkiler kurdu. Kazak halkının sosyal ekonomik ve kültürel durumu iyileşti. Dolayısıyla Kazakistan, Orta Asya’nın hızla gelişip kalkınan, kaynakları güçlü ve zengin, halkı müreffeh bir ülke durumuna yükseldi.

5.Günümüz Kazakistan’ı

Kazakistan 1992’li yılların başlarında bağımsızlığını ilan etmiş olan Türk Cumhuriyetleri arasında toprak büyüklüğü olarak en büyük (geniş) ülke konumundadır. 1992 sayımına göre ülkenin o zamanki nüfusu 18.500.000 civarındaydı. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bile Rusya, Kazak topraklarının verimli kuzey kesimine göz dikmiştir. Bu durum Kazaklar içerisinde büyük tepkilere yol açtı. Ruslar, Kazakların doğal zenginliklerinden vazgeçmeyeceklerini görüyorlardı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, 1993 yılından itibaren Kazak meclisi içerisinde Türk kökenli milletvekillerinin girmesine özen gösterdi. Bu durum Kazan halkının yararına olacaktır. Cumhurbaşkanı Kazakistan meclisini Kazak halkının menfaati ve geleceği için bir nevi Türkleştirme politikası gütmüştür. 1995 yılında Kazakistan’ın başkenti Almatı’dan Akmola’ya taşınmak istendi. Bu esnada Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den de yardım talebinde bulunulmuştur.Kazakistan cumhuriyeti kuruldu ama aynı anda onun dışında da siyasi partiler teşekkül etti. Bu parti içerisinde, Cumhuriyetçi Parti, Sosyal Demokrat Parti, Ulusal Bağımsızlık Partisi ve Milli Kongre Partisi bulunmaktaydı. Kazakistan bağımsızlığını arttırdıkça Rusya’nın emelleri de geri planda kalıyordu. Rus aileler, bir süre sonra Kazakistan topraklarından anavatanları Rusya’ya göç etmeye başladılar.

 

 

Doğal kaynaklar bakımından zengin bir özelliğe sahip olan Kazakistan uluslararasında söz sahibi bir konuma geçecektir. Kazakistan’da cumhurbaşkanı beş yılda bir seçilir. Cumhurbaşkanı kırk yaşını doldurmuş olmalıdır. Kazakça bilmesi şarttır. Seçmen yaşı 15’tir. Kazakistan’ın Türkiye ile ilişkileri de olumlu yöndedir. TÜRK SOY çalışmaları sayesinde milli kültür, birlik ve dayanışmanın sağlanmasında önemli başarıları elde etmiştir.

 

 

6.Kazaklarda Din ve Sosyal Yapı

Kazakistan İslam coğrafyasının en uzak köşesinde; kuzeyinde ve doğusunda Rusya, güneyinde de Çin bulunan bununla birlikte İslam ülkesi olmayan Müslümanların çoğunlukla olduğu bir ülkedir. İslamiyet Kazak topraklarında VIII- IX. yüzyıllarda Arapların bölgeye seferleriyle yayılmaya başlamıştır. 756’da Araplarla Karluklar işbirliği yaparak Gök Tengri dinine inanan Türkeşleri yenilgiye uğratmışlar, yirmi yıl sonra da Karlukların çoğu İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Ancak bunlara rağmen İslam dinini Kazalardaki tüm boylar değil, sadece güneydeki şehirler ve onların çevresinde yaşayan boylar kabul etmişlerdir. Halkın diğer bölgelerde yaşayan kısmı ise örf, adet ve gelenek göreneklere dayanan atalar dinine inanamaya devam etmiştir. Bundan dolayı eski dönemlerde kazak topraklarında İslamlaşma aynı hızda olmamıştır. Kazakistan’ın Müslümanlaşmasında mutasavvıfların rolünün büyük olduğu belirtilir. Onlar İslam dinini yerli düşünce ve adetlere adapte ederek yayılmasına çalışmışlardır. Mutasavvıflar öldükten sonra mezarları ata-baba ruhuna olan saygıyla birleşerek kutsal mekanlara dönüştürülmüştür.

 

 

Nüfusun %70’i Müslüman olan Kazakistan’da bozkırın ruh kültü ve İran’dan gelen inançlar etkilidir. Kazaklar Hanefi mezhebine bağlı ve Sünnilerdir. Ancak bölgede Sünnilik ve Şiilik arasında farkı bilen çok azdır. Bunlarla birlikte halkın arasında batıl inançlarda (ırım) yaygındır.Devletin resmi dini yoktur. Müslümanların oranı %47’i bulmaktadır. Müslümanlar genellikle Sünni’dir. Geriye kalan nüfusun büyük çoğunluğu Hıristiyan, bir kısmı ise doğu dinleri mensubudur. Hristiyanlar arasında Ortodokslar birinci sırayı yer alırken ikinci sırada Protestanlar sonra Katolikler gelmektedir. Oransal olarak dini dağılıma baktığınızda ise Müslüman (%47), Ortodoks (%44), Protestan (%2), diğer (%7)’dir.

 

 

Kazakistan bağımsızlığından sonra İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye olmuştur. Bağımsızlığından itibaren Kazakistan eğitim alanında değişiklikler yaşamıştır. Kazak Türkleri bu bağlamda 1929’a kadar Arap alfabesiyle, 1929- 1939 yılları arasında Latin alfabesiyle yazdılar. 1939’dan sonra Kiril alfabesine geçmişlerdir. Bütün bu değişiklikler ise onların kültürlerinde bir kopukluğa sebep oldu. Bununla birlikte 1950- 1960 yılları arasında Kazakistan’da 11.750 okul bulunmaktadır. Yine Kazak ilimler akademisine bağlı 35 enstitü faaliyet göstermektedir.1992 yılına gelene kadar, Kazakistan’da elliye yakın, yüksekokul ve araştırma merkezi bulunmaktaydı. Bu tarihlerden sonra modern eğitim yapılmaya başlandı. Bunun yanı sıra Türkiye ile varılan bir anlaşma gereğince 1993’te Hoca Ahmet Yesevi Milletler arası Türk-Kazak Üniversitesi kurulmuş ve Çim kent ile Türkistan’daki fakülteler buraya bağlanmıştır.

 

 

Kazakistan, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro, resim sanatı, mimari, müzecilik ve sanatın diğer dallarında önemli mesafeler almıştır. Başta büyük kentler olmak üzere ülkenin hemen hemen bütün coğrafyası  pek çok sanatsal ve mimari yapıya, flormani orkestrası ve bale salonlarına, müzelere, sanat galerine ve benzeri yapılara ev sahipliği yapmaktadır.  Sözlü edebiyatın en önemli dallarından olan edebi ve hamasi manzumelerden Alpamız, Guplandı, Gember Bahadır, İrtarğın gibi destanlar, nesilden nesile nakledilerek günümüze ulaşmıştır. Ayrıca aşk edebiyatlarının en önemlilerinden sayılan Gızcibek, Ayman Şorpan ve Bayan Sulu Destanları Kazak halkının en önemli edebi şahaserlerinden sayılmaktadır. Ünlü Kazak araştırmacı ve alim Şokan Velihanov’un baş yapıtı sayılan Tengri adlı eseri Kazakların geleneksel savaş oyunu Bakslığı dünyaya tanıtmıştır. Kazakların milli çalgısı kopuzun ahengiyle birlikte gerçekleşen bu sanat, seyyahların ve tarihçilerin dikkatini çekmiştir. Nitekim ünlü Polonyalı Seyyah Yano Şekoviç, 19. yüzyılda Kazakistan’da dolaşmış ve Baksılıkla ilgili eserler ortaya koymuştur.

 

 

7.Kazaklarla İçtimai ve Ekonomik Yapı

Kazaklarda toplumun temel taşı ailedir. Kazak Türklerinde aile reisi, bütün malın sahibiydi, aile efradına yapılacak işleri o gösterirdi. Çocuklar üzerinde nüfuzunu torunlarından herhangi birini kendisine evlat ederek onu yetiştirecek derecede sınırsızdı. Ailevi ata hakkına dayanan ve dışarıdan evlenme içtimai şekillerine uygun nizamı esastı. Diğer tabiriyle yeni kurulan aileler koca tarafını tutardı. Ailede erkekler sürünün muhafazasına,  kısrak sağma ve kımız hazırlama işlerine bakarken kadınlar, çadırın çözülmesi ve kurulması, süt sağma, tereyağı- peynir çıkarma, deri işçiliği, ayakkabı, keçe, çorap, kese imalatı ile uğraşırlardı. Genç kızlar da boş durmazlar, başta yemek, bulaşık, çamaşır ve çocukların bakımı olmak üzere bütün aile efradının giysileri ve evin süslenme ve döşenme işlerine yarayan “Şiy”in sarılma ve dokunması, “sırmak” denilen keçiden yapılacak döşemeliklerin yapım işleriyle ve çeyiz hazırlamak ile uğraşırlardı.

 

 

Menfaat bakımından sıkı surette birbirine bağlanmış aileye diğer akrabalarla başka ailelerde katılırlardı. Bu suretle en küçük sosyal birlik olan Avul (Köy) meydana gelirdi. Avul  geniş bir aileydi. Baba, evlenmiş oğulları, evlenmemiş kızları ve birkaç evli kardeş ve bunların çocuklarından meydana gelirdi. Avul’un büyüklüğü, civarda hayvanlara yetecek otlakların miktarına bağlıydı. Avullar da işçiler, öksüzler veya sürülerini kaybetmiş ve tekrar sürü yapmaya çalışanlar da bulunurdu.  İdeal şartlarda Avul baba tarafından akraba, erkekleri ve karılarıyla çocuklarından oluşurdu. Avul, 6-10 aileden ibaret bulunurdu. Avul’un başı Aksakallardır. Avul başkanı ailenin en yaşlısı olup, reisi durumunda idi ve en büyük mülk ve en çok akraba sahibi olan kişiydi.

 

 

Bununla birlikte Kazak Türkleri arasında en önemli tören zamanları evlenmeler ve ölüm yıldönümleri idi. Bu törenlerde ziyafetler verilir, şölenler yapılır ve sonrasında çeşitli yarışmalar düzenlenirdi. Halk arasında ozanların önemli bir yeri vardı. Akın denilen bu halk ozanları türküleri, inançları, destan ve efsaneleri yaymak için adeta bütün Kazakistan’ı dolaşırlardı. Bütün Türkler gibi Kazak Türkleri de bahar bayramını kutlarlar. Nevruz gelmeden önce şehirler içerisinde hummalı bir çalışma başlar, temizlik yapılır, alışverişe gidilip, çadırların her tarafı süslenip yiyeceklerle doldurulur, bayram sırasında at yarışları, güreş, cirit oyunları oynanır.

 

 

Dünyadaki kromun % 26’sı, altının %20’si, uranyumun %17’si, Kazakistan’dadır.  Ülkenin mineral ve hammadde üretimi ise kendi ihtiyacının çok üstündedir. Bu nedenle metalik bizmut, süngersi titanyum, kil ve rafine bakır mangan ve konsantreleri üretiminin %90’ı, petrol, metalik kurşun, çinko üretiminin % 80’i ile doğalgaz, kömür, demir cevheri ve krom üretiminin de %50’den fazlası ihraç edilmektedir.

Kazakistan toprakları altında keşfedilmiş maddi zenginlik, 2 trilyon Amerikan dolarından fazladır. Petrol rezervi bakımından Kazakistan, petrol işleyen ülkelerin çoğundan önde gelmektedir. Ülke çok sayıda petrol, kondensat doğal gaz çıkartılan yataklara sahiptir. Dolayısıyla ülkenin 172 petrol, 42 kondensat, 94 Doğal gaz yatağı bulunmaktadır. Ayrıca günümüzde işletilmekte olan Kaşağan doğal gaz yatağı, dünyadaki büyük doğal gaz yataklarından birisidir.

 

Ekonomi gelişiminin bu günkü safhasın da ulusal pazarda haksız rekabetten korunma yöntemlerini gerçekle

ştirmek ve devletin ithalat yerine yerli üretime ağırlık vermesiyle, ulusal üreticileri desteklemek olarak belirlenmektedir.

Ayten GÜRSOY

 

YENİ HABERLER

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

YENİ HABERLER