Betebet

Rusya-Türkiye ilişkilerinde tarih yeniden mi yaşanıyor?

27 Şubat 2020, 22:25

 

Rusya ve Türkiye arasında İdlib krizi, Gordion düğümü haline geldi. Gordion düğümü, Büyük İskender’e atfedilen bir söylencedir. Genellikle, çözümü zor bir sorunun kaba kuvvetle halledilmesi anlamında metafor olarak kullanılır.

İdlib’de Rusya, Soçi Mutabakatına uyulmadığını bahane ederek sorunu askeri olarak halledebilmek için eylem halindedir. Türkiye de İdlib’in Soçi Mutabakatına göre belirlenen sınırlarını korumak adına askeri bir harekât için hazırlık yapıyor. Türkiye Cumhurbaşkanı, Şubat ayı sonuna kadar verdiği sürede Esed rejimi gözlem noktalarının gerisine çekilmezse askeri bir operasyon yapılacağını duyurdu. Hatta Türkiye’nin şu anda fiilli olarak savaş halinde olduğunu dile getirdi. Bu haliyle eğer Türkiye savaş durumunda kalırsa ve Rusya-Türkiye arasında bir uzlaşı olmaz ise alınacak tedbirlerden Rusya’nın da etkileneceğini söyleyebiliriz.

Türkiye, Suriye rejimiyle savaş durumunda olduğu için doğal olarak Montrö Boğazlar Sözleşmesi devreye girecektir ki bu durumda Suriye rejimine ambargo uygulanacağı için Suriye’ye giden veya silah taşıyan tüm Rusya’ya ait gemilerin engellenmesi muhtemeldir. Rusya burada bir seçim yapmak zorundadır. Türkiye ile mi yola devam edecek yoksa Suriye rejimiyle mi? Şu haliyle Rusya’nın tercihini Suriye rejiminden yana kullandığını söyleyebiliriz.

Türkiye-Rusya ilişkileri 2015 uçak krizinden sonra önemli oranda gelişerek kamuoyunda da kabul görür hale gelmişti. Özellikle Avrasyacılık konusunda Türkiye komuoyunda bir algı oluşmuş ve Türkiye-Rusya arasında işbirliğinin ABD ve AB’den daha tercih edilebilir olduğu dillendirilir hale gelmişti. Fakat Rusya’nın İdlib krizinde aldığı tavır Türkiye’de insanların yeniden Batı’nın tek çözüm olduğuna inanmalarına neden oldu diyebiliriz. Artık Avrasyacılık ve Türkiye-Rusya işbirliğini savunanların eskisi gibi cesurca fikirlerini söyleyemeyecekleri bir döneme girdik.

Rusya’nın İdlib krizinde gösterdiği tavır ve Türk askerlerinin Rus uçakları ve istihbarat desteğiyle öldürüldüğüne dair inanç, iki ülkenin zaten pamuk ipliğinde ilerleyen ilişkilerini güvensizlik üzerine kurulu bir döneme sokmuştur. Rusya, kendine Türkiye gibi iyi bir müttefik bulmuşken düşmanlığı isteyen bir tavır sergilemeye başlamıştır. Türkiye’de genel algı Rusya’nın Türkiye ile savaş istediğidir. Rusya’nın AB ve ABD tarafından ambargolarla abluka altına alındığı bir dönemde Türkiye gibi bir müttefiki kaybedecek bir politika sergilemesi belki kendisine Suriye’de kazandırabilir. Bunun sonuçları gelecek yıllarda stratejik bir ilişkinin asla kurulmaması yönünde fikir sunan uzmanların da elini güçlendirecektir.

Türkiye’nin hem ABD hem de NATO ile birçok konuda anlaşmazlığa düştüğü, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Avrasya’da Rusya ile bir ittifakın tartışıldığı dönemde Rusya’nın Suriye hamlesi tam bir akıl tutulması denebilir. Türkiye belki askeri teknoloji olarak Rusya kadar güçlü olmayabilir ancak bulunduğu stratejik konum Rusya açısından bir dönüm noktasıdır. Türkiye ile oluşan güvensizlik Rusya’yı yeniden doğu’ya ve özellikle Çin’e mecbur hale getirecektir. SSCB’nin de askeri olarak güçlü olduğunu ancak uygulanan savaş politikası nedeniyle yıkıldığı unutulmamalıdır.

İdlib krizinde Suriye rejiminin hava sahasını ihlal eden uçakların vurulacağını duyurması Türkiye’de bunun aslında Rusya’nın bir ültimatomu olduğu algısını oluşturmuştur. Diyelim ki Türk uçakları Suriye’de vuruldu. Bu durum Rusya için ne gibi sonuçlar doğuracak hesaplanmış mıdır? Unutmayalım ki her ülke tarihi ile yaşar ve Türk tarihinde diğer ülkeler gibi boyun eğmek veya kabullenmek yoktur.

Rusya’nın İdlib’de gerilimi azaltma bölgesinde Türkiye sınırı boyunca 15 kilometre genişliğindeki bir şeridin Türkiye’nin kontrolünde olması ve burada gerekirse mülteci kamplarının kurulması için teklifte bulunduğunu biliyoruz.  Türk ordusu şu anda sınırın 20-35 kilometre derinliğinde bulunuyor. Rusya’nın yaptığı teklifte ayrıca Türkiye’nin İdlib’de kontrol edeceği bölge ile Afrin’deki Zeytin Dalı Harekâtı bölgesi arasında Rusya’nın kontrol noktaları kurması da var. Rusya, M4 ve M5 otoyollarının Rusya ve Türkiye’nin ortak kontrolünde olmasını da teklif etti. Fakat böyle bir anlaşma zaten Soçi Mutabakatını geçersiz kılıyor. Eğer Soçi Mutabakatı geçersiz kılınırsa zaten Türkiye için Astana Formatı da bundan sonra devam etmeyecektir. Böyle bir durum Suriye’nin toprak bütünlüğünü sona erdirecek ve ülkeyi en az 3 parçaya bölecektir. Türkiye, istemediği sürece gözlem noktalarının bulunduğu M4 ve M5 kara yolları asla işlemeyecektir.

Rusya ve Esed’in gözlem noktalarını doğrudan hedef alması ise topyekün bir savaşa neden olacaktır. Unutmayalım ki Rusya kendi sınırlarında savaşmıyor. Türkiye kendi sınırlarının avantajlarını kullandığında ne Hmeymim ne de Tartus işleyebilir. Fakat tüm bu olasılıkları bir kenara bırakırsak olması gereken Rusya-Türkiye arasında orta yolun bulunmasıdır. Türkiye gözlem noktalarından çekilmeyeceğini deklare ettiği için bunda geri adım atması iç politikada büyük bir krize neden olabilir. Rusya’nın en büyük endişesi HTŞ’nin etkisiz hale getirilmesi ise zaten bu süreç zamanla kendiliğinden tamamlanacaktır. Rusya’nın M4 ve M5 karayollarının kontrolünü alarak Esed rejimine avantaj sağlama planı açık bir şekilde ortaya çıktı. Eskiden Rusya’nın terörle mücadele ettiğine inanılırken şimdi ise bunun bir bahaneden ibaret olduğu ve asıl amacın M4 ve M5 kara yollarını ele geçirmek olduğuna dair bir kanı oluştu. Rusya belki Türkiye’nin askeri bir operasyon yapmayacağına ve askeri takviyelerin iç politikaya yönelik hamleler olduğuna inanıyor ancak bu riski alarak ateşle oynuyor.

Rusya’nın son hamle olarak Esad’ın İdlib’de aldığı bölgelerin kontrolünü Rus askeri polisine veya rejimle iyi ilişkileri olan eski muhaliflerin kurduğu 8’nci Tugay ve Rus yanlısı 5’nci Ordu’ya verilsin teklifi ile geleceğini söyleyelim. Fakat bu teklifin de Türkiye tarafından kabul edilmesinin ihtimal dışında olduğu açık.

Rusya son dönemde Ortadoğu ve Afrika’da yer edinebilmek için önemli yatırımlar ve askeri yardımlar yapmaktadır. Fakat Rusya’nın politikasında açmaz şudur ki Ortadoğu ülkeleri ve Afrika ülkeleri dönemsel ve çıkar ilişkisi doğrultusunda politikalarını belirlerler. Rusya’nın şu an yolunda gibi gözüken bu politikaları ABD ve İngiltere’nin sahaya girmesiyle tersine çevrilebilir. Türkiye’nin Müslüman toplumu üzerindeki etkisi Türkiye ile düşman olan diğer devletlerin politikalarına da etki edecektir. Müslüman ülkelerin yönetimi ile iyi ilişkiler kurabilirsiniz ancak toplumların desteğini alamazsanız bu ilişki sadece o yöneticinin dönemi ile kısıtlıdır. Türkiye’siz, Ortadoğu ve Afrika nasıl olur az çok tahmin edilebilir.

Rusya’nın sınırlarından çok uzakta olan Suriye ve Libya’da Türkiye ile farklı politikalar yürütmesi doğaldır. Ancak Rusya’nın Türkiye’yi hedef alacak politikalar yürütmesi Türkiye’nin de buna cevap vermesini gerektiriyor. Türkiye’deki demokratik yapı ve toplumların algıları, devlet adamlarının alacağı kararlarla paraleldir. Çünkü demokratik seçimler Türkiye’de sandığa yansımaktadır. Türkiye’de Rusya algısı şu an için en alt seviyeye inmiştir.

Rusya, Libya’da resmi olamayan Hafter yönetimini dolaylı yollardan destekleyerek bir bakıma Türkiye ile politik bir ayrışmaya girmiştir. Rusya Savunma Bakanı Şoygu’nun Kasım 2018 ve Ağustos 2017 de dâhil olmak üzere birçok kez Hafter yönetimiyle bir araya gelmesi aslında bir mesaj içermektedir. Hatta isyancı Hafter’in Ocak 2017’de Rus donanmasına ait “Amiral Kuznetsov” adlı gemide bir video konferans aracılığıyla Şoygu ile konuşması Rusya’nın Libya’da ciddi planlarının olduğunu ortaya koymaktadır. Moskova’nın 19 Şubat 2020’de Hafter’i Devlet Başkanı Vladimir Putin veya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile değil, Savunma Bakanı Şoygu ile görüşmeye davet etmesi Rusya’nın Libya’da askeri bir plan içerisinde olduğunu göstermektedir. Libya’da Türkiye-Rusya farklı politikalarla birbirini hırpalarken bu durumdan ABD ve diğer Batı’lı ülkelerin kazançlı çıkması muhtemeldir.

Tarih yeniden tekerrür ediyor. Tarihte Rusya Çarlığı ve Osmanlı Devleti birbirleriyle savaşırken diğer Avrupa ülkeleri iki ülkeyi de hem silah hem de kredi vererek desteklemiş ve sonuçta iki imparatorluğun da yıkılmasını izlemişlerdi. Günümüzde de Rusya-Türkiye krizini veya savaşını heyecanla bekleyip bundan faydalanacak birçok ülke var.

Tarihten biraz ders alsa bu iki ülke belki geleceğe daha güvenli bakacaklar.

 

Prof. Dr. Salih Yılmaz

Türkiye/Ankara Rusya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesidir.

YENİ HABERLER

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

YENİ HABERLER